30 Aralık 2009 Çarşamba

10 yıla damgasını vuran 10 olay


1. 16 Şubat 1999: PKK lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanması
2. 12 Ekim 2006: Orhan Pamuk'un Nobel’i kazanması
3. 3 Kasım 2002: AKP'nin genel seçimlerden zaferle çıkması
4. 1 Mart 2003: TBMM’nin ABD askerlerine geçiş izni veren tezkereye onay vermemesi
5. 12 Haziran 2007: Ümraniye’de bir evde bulunan mühimmatın Ergenekon’un 'start’ını vermesi
6. 19 Ocak 2007: Hrant Dink suikasti
7. 21 Şubat 2001: Ahmet Necdet Sezer'in MGK toplantısında anayasa kitapçığı fırlatması
8. 17 Aralık 2004: Türkiye'nin AB’den müzakere tarihi alması
9. 27 Nisan 2007: Genelkurmay internet sitesine saat 23.20’de laiklik ile ilgili bir açıklama konulması
10. 28 Ağustos 2007: Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesi

kaynak: ntvmsnbc.com

21 Aralık 2009 Pazartesi

Hangi Müslüm Baba’sınız?



İnternette gözüme şaka gibi çarpan test(!) ismi de "Hangi Müslüm Baba’sınız?" =) Ve bu testi çözülebilir kılmak için kullandıkları ikna paragrafı.(Hemen aşağıda)


"Zaman geçiyor, insanlar değişiyor. Müslüm Baba da çok değişti. Bir zamanlar Topkapı’daki üç tekerlekli kaset satıcılarından duyururdu sesini hepimize. Şimdi Seda Sayan’la banka reklamlarında boy gösteriyor, Teoman şarkıları söylüyor… Hedef kitlesini de genişletti, dünya görüşünü de Müslüm Baba. Ama Müslüm Baba’nın gittiği yere gitmekten imtina etmeyecek kalabalıklar tarafından izlenmekten hiç vazgeçmedi. Testimiz Müslüm Baba’nın hangi döneminde kendinize bir karşılık bulduğunuzu araştırıyor. Elbette bilimsel hiçbir iddiamız yok, bütün iddialıları babaya havale ediyoruz"

20 Aralık 2009 Pazar



En son,en yeni Bim ürünlerinden Le Bira=) iyimiş=)

Aradaki Fark



Soldaki fotoğraf; yorumlarına çok rağbet edilen spor yorumcusu Rıdvan Dilmen'in Fenerbahçe yenilgisi sonrasındaki yaptığı yorumlarda takındığı yüz ifadesi. Sağdaki ise yine aynı Rıdvan Dilmen'in Fenerbahçe galibiyeti sonrasında yaptığı yorumlarda dinginleyemediği mutluluk ifadesi.

İki ayrı fotoğrafın içerdiği ruhta başka farklılık olduğunu düşünen varsa buyurabilir!

Harry Kewell


Reklam için dilediğiniz kadar para harcayabilirsiniz. Bir reklamla kendinizi istediğiniz şey gibi gösterebilirsiniz. Mesela ülkenizin ne denli modern olduğunu, ne kadar özgürlükçü olduğunuzu, nasıl fantastik bir hayat sunduğunuzu, ülkenizde son derece saygılı insanların yaşadığını pekala filme alıp, bunu dünyaya pazarlayabilirsiniz. Ama bu, sizin anlattığınız kadar doğrudur ve bu anlatılanları yemek ya da yememek filmi izleyen yabancılara, meraklılara ya da ülkenize gelmek isteyen ilgililere kalmıştır.

Bir ürünün en iyi reklamını müşterisi yapar.

Ama söz konusu bir ülkeyse, müşterinin kim olduğu, vasfı ve kariyeri önemlidir. şimdi İsmael Bouzid'in bu ülkenin güzelliklerinden bahsetmesi, elbette pek küçük bir kesimi etkiler. ki o kesim genellikle bu ülke hakkında olumlu bir intibaya sahiptir zaten. Oysa bir Harry Kewell'ın şu sözleri, sizin milyar dolar verip yapamayacağınız reklama eşdeğerdir.

Kewell, kendisine '2 yıl önce Türkiye’de yaşar mısın?' diye sorsalardı, cevabının 'hayır' olacağını dile getirerek, şunları kaydetti: 'Buraya gelince çok farklı olduğunu anladım. Bazen gittiğiniz yerdeki atmosferi yaşayınca anlıyorsunuz ve orayla ilgili fikirleriniz gelişiyor. Türkiye, çok ilginç bir yer. İstanbul, fantastik bir kent. Belki de şu ana kadar yaşadığım şehirler arasında en iyisi. İstanbul’da insanlar çok saygılı. Özellikle kendilerinden daha yaşlılara karşı. Bunu dünyanın başka bir yerinde göremezsiniz. Burada ihtiyacınız olan her türlü şeyi bulabilirsiniz. İstediğiniz şeyi yiyebilir, istediğiniz şeyi giyebilir ve istediğiniz gece kulübüne gidebilirsiniz."

FIFA'ya yaptığı açıklamanın sadece bu bölümü bile, emin olun birçok insanın Türkiye'ye bakışını bir nebze olsun değiştirecek, en azından kırılmaz buzların erimesine neden olacaktır. Bu adamın burada sevilmesi için, tahmin edilenden çok daha fazla sebep var, inanın.

17 Aralık 2009 Perşembe

Efsane dizi e2'de başlıyor

Televizyon tarihinin en öncü yapımlarından The Prisoner, altı bölümlük yeniden yapımıyla e2'de başlıyor. 1960’ların kült dizisinin 2009 uyarlamasında başrolleri Ian McKellen ve Jim Caviezel paylaşıyor.

Bir çölde uyanıyorsunuz... Etrafınızda tanıdık hiçbir şey yok. Kim olduğunuzu da bilmiyorsunuz. Silah sesleri duyuyorsunuz ve ne olduğuna bakmaya gidiyorsunuz. Yaşlı bir adam, silahlı adamlardan kaçıyor. Yaşlı adamın yardımına koşup, onu bir mağaraya taşıyorsunuz. Ölmek üzere olan adamın sözleri anlamsız; size 554’e gitmenizi söylüyor ve yığılıyor. 1967’de yayınlanan kült televizyon klasiği 'The Prisoner’ın yeniden uyarlaması işte böyle başlıyor.
Hafızasını yitirmiş bir şekilde çölde uyanan Michael’ın (Jim Caviezel), 6 Numara adıyla “Köy” denilen bir yerde kısılıp kalmasının hikayesini anlatan 'The Prisoner', tekinsiz atmosferi, ilginç hikaye anlatımı ve sürprizlerle dolu kurgusuyla altı bölüm halinde e2 ekranlarında.
Herkesin birbirini tanıdığı bu gizemli Köy’de insanlar isim yerine numaralara sahip ve 2 Numara’nın liderliğinde dış dünyanın varlığından habersiz huzurlu yaşamlar sürüyor. Alt metinleri, eşsiz konusu ve gizemli hikayesiyle televizyon tarihinin en kült yapımlarından olan 'The Prisoner’ın yeniden uyarlaması, eski diziden daha tekinsiz ve daha dinamik. Ayrıca hikaye daha güncel bir perspektiften aktarılıyor. Köy’ün dışına çıkmak ve gerçek kimliğini öğrenmek isteyen 6 Numara’nın doğaüstü unsurlarla zenginleşen macerası ve Köy’ü yöneten 2 Numara’nın (Ian McKellen) gücü elinde tutma mücadelesi unutulmayacak bir dizi deneyimi sunuyor.
Orjinaline Sadık ama Yeniden Yapılandırılmış
The Prisoner’ın başrol oyuncuları Ian McKellen ve Jim Caviezel, rol aldıkları dizinin bir yeniden yapım değil, yeniden üretim olduğunu öne sürüyor. Orijinal The Prisoner’a son derece sadık kalındığını da ekliyorlar.
Yeni yapımda 6 Numara, İngiliz ajanı değil, insanlar hakkında bilgi toplayan Summokar adında garip bir şirkette çalışan bir New Yorklu. Köy bir okyanusun değil, çölün ortasında. 2 Numara oldukça güçlü bir karakter sergiliyor, etrafındakiler tarafından manipüle edilmesi zor. 6 Numara da eski yapımda Patrick McGoohan’ın canlandırdığı Bond-vari havasından uzak, kararsız bir anti-kahraman portresi çiziyor. Peki eski yapımın çıkış noktalarını oluşturan temalar da değişiyor mu? McKellen, bu yapımın da aynı temaları konu edindiğini söylüyor: “Aynı konuyu ele alıp, yeniliyor, cilalıyor ve bizim zamanımıza uygun hale getiriyor. Ancak bizim anlattığımız aynı hikaye değil, yalnızca orijinal hikayeden ilham alınmış. Bence insanlar izlediği zaman yaptığımızın doğru olduğuna karar verecekler. Orijinali birebir taklit etmek anlamsız olurdu.” Caviezel de bu konuda rol arkadaşıyla aynı fikirde: “Bu dizi içinde bulunduğumuz zaman diliminde olup bitenlerle ilgili. Bence aradan geçen zamanda canavarın yüzü değişti. Ama ne olursa olsun hala bir canavar var.”
Dizinin orijinalinin çekildiği yıllar, Soğuk Savaş dönemine denk geliyordu. İnsanlar o dönemin algısına ve duyarlılığına sahiplerdi. Bu durum bireysellik için mücadele vermelerine neden oluyordu. Peki bu dönemin 60’lara denk sorunları nelerdir? Caviezel’e göre günümüzün sorunları arasında devlet terörü, tekelci iktidarlar ve onlarla birlikte yaşanan güven kaybı yer alıyor. “Sürekli değer yitiren aslında para değil, insan hayatı.” McKellen ise gözetim ve teknolojiden rahatsızlık duyuyor: “Teknoloji hayatımızı etkiliyor ve biz bunun farkına bile varmıyoruz. Bir meclisten ya da parlamentodan geçmeden hayatlarımıza sızıyor. Yeni teknolojileri anlamıyorum ve onlara karşıyım. Gençlere dışarı çıktıklarında telefonlarını kapamalarını söylüyorum. Çünkü siz mesaj yazmakla ya da telefonla konuşmakla meşgulken hayatınızın aşkı yanınızdan geçip gidebilir ve onu göremezsiniz bile. Ben hayatımın en büyük aşkıyla sokakta tanıştım.”